Mutfak, benim çocukluğumdan bu yana en büyük tutkum. Hatta durum o kadar vahim ki, küçükken tavada deterjan pişirmeye çalıştığım zamanları hatırlıyorum

Bu sevdamla ilgili ilk atılımıma lisede okulu bırakıp İngiltere’ye dil öğrenmek için gittiğimde, butik bir mutfakta bulaşık yıkamakla başladım. Kendimi geliştirdiğim o dönem sonrasında Türkiye’ye dönüş yaparak Halkla ilişkiler, Aşçılık ve İşletme eğitimlerimi tamamladım.

Ben Anadolu’da büyümüş birisiyim. Bazı kokular vardır insana sebepsiz bir mutluluk verir, içinizi huzur kaplar. Ekmek benim için bunlardan biridir. Çocukluğumun ekmekleri farklıydı. Hayatımızda saygın ve önemli bir yeri vardı. Tandır ekmeği, bazlama, saçlarda pişirilip bütün kış boyunca hafif nemlendirildikten sonra yediğimiz yufka ekmeklerimiz vardı. Ekmeği sorgularken, çoğunu şehirlerimizde yaşarken bize musallat edilen modern hayat uğruna kaybettiğimizi fark ettim.

Bir yerde Şems-i Tebrizi’nin şu sözleri karşıma çıktı; “Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Öyleyse güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz. Beceremez misin? O zaman güzel bir şeye başla. Ama hep güzel şeyler olsun. Çünkü; Her insan ölecek yaşta…”

Hikâye burada başladı. Ekmeğin en doğal halini bulmak için çıktım yola. Gerçek ekmeğin peşine düştüm. Anadolu ekmekleri, mayalar, buğdaylar, teknikler…

Sofraya giden ekmeğin taptaze ve gerçek olduğunu bilirim, gece vicdanım rahat uyurum… Yıllar önce tanıştığım, alıştığım ve vazgeçemediğim bu lezzeti şimdi güzel insanlara sunmanın gururunu yaşıyorum.

Çalışmalarım;

Siyez, Zerun, Iza gibi Anadolu tohumları üzerine araştırmalar,
Geleneksel yöntem ve mayalar üzerinde çalışmalar,
Gastronomi ve mutfak okullarında eğitim ve AR-GE çalışmaları
Geleneksel ekmek üretimi işletme kurulumu ve danışmanlık,

Ömer Tekgül
Geleneksel Ekmek Eğitmeni / Şef